Günümüz Türkiye Ekonomisinin Ruh Sağlığına Etkileri
Günümüz Türkiye Ekonomisinin Ruh Sağlığına Etkileri

Günümüz Türkiye Ekonomisinin Ruh Sağlığına Etkileri

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Türkiye, son yıllarda ekonomik olarak zorlu bir süreçten geçiyor. Döviz kurlarındaki artış, enflasyon, işsizlik, yoksulluk, borçluluk, gelir adaletsizliği gibi sorunlar, Türk halkının hayat standartlarını ve gelecek beklentilerini olumsuz etkiliyor. Bu durum, ruh sağlığı üzerinde de ciddi bir baskı oluşturuyor. Araştırmalar, Türkiye’de depresyon, anksiyete, stres, uyku bozuklukları, intihar, madde bağımlılığı gibi ruhsal hastalıkların yaygınlığının arttığını gösteriyor . Bu makalede, günümüz Türkiye ekonomisinin ruh sağlığına etkilerini altı başlık altında inceleyeceğiz. Ayrıca, bu etkilerden kurtulmak için neler yapabileceğimizi de önerilerimizle paylaşacağız.

Depresyon

Depresyon, kişinin duygu durumunda uzun süreli bir düşüklük, ilgi kaybı, umutsuzluk, suçluluk, değersizlik, yorgunluk, konsantrasyon bozukluğu, iştah ve uyku değişiklikleri, ölüm düşünceleri gibi belirtilerle kendini gösteren bir ruhsal hastalıktır. Depresyon, dünyada en yaygın görülen ruhsal hastalıklardan biridir ve Türkiye’de de önemli bir halk sağlığı sorunudur. Türkiye’de depresyon görülme oranı %12,3’tür. Bu oran, dünya ortalamasının üzerindedir.

Depresyonun birçok nedeni olabilir, ancak ekonomik faktörlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ekonomik krizler, iş kaybı, gelir düşüşü, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, depresyon riskini artıran stres kaynaklarıdır . Özellikle, işsizlik depresyon ile güçlü bir ilişki içindedir. İşsiz kalan kişiler, hem maddi hem de manevi olarak zorlanırlar. İşsizlik, kişinin özgüvenini, kimliğini, sosyal statüsünü, sosyal ilişkilerini, yaşam amacını ve anlamını etkileyebilir. Türkiye’de işsizlik oranı %13,4’tür. Bu oran, gençler arasında %25,4’e kadar çıkmaktadır. Bu durum, genç nüfusun depresyona daha yatkın olmasına neden olmaktadır.

Depresyon, tedavi edilmediği takdirde, kişinin yaşam kalitesini, iş performansını, aile ve sosyal ilişkilerini, fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilir. Hatta, depresyon intihara kadar götürebilir. Türkiye’de intihar oranı, son yıllarda artış göstermektedir. 2019 yılında, Türkiye’de 3.161 kişi intihar etmiştir. Bu sayı, 2018 yılına göre %9,9 artmıştır. İntihar edenlerin %60,4’ü 15-44 yaş aralığındadır. İntiharın en sık nedeni ise ekonomik sorunlardır.

Depresyondan kurtulmak için neler yapabiliriz?

  • Depresyon, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Eğer depresyon belirtileri yaşıyorsanız, bir psikiyatrist veya psikolog ile görüşmeniz gerekir. Profesyonel yardım almak, depresyonun üstesinden gelmenin en etkili yoludur. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, depresyonun tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.
  • Depresyon, yalnız başına mücadele edilecek bir hastalık değildir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, destek grupları gibi sosyal destek kaynaklarından yararlanın. Sosyal destek, depresyonun önlenmesi ve iyileşmesi için çok önemlidir.
  • Depresyon, olumsuz düşünce kalıplarına yol açabilir. Bu düşünceler, gerçekliği yansıtmayabilir. Bu nedenle, düşüncelerinizi sorgulamak, alternatif açıklamalar aramak, olumlu yönlerinize odaklanmak, kendinize şefkatli davranmak gibi bilişsel stratejiler kullanmak, depresyonla başa çıkmak için faydalı olabilir.
  • Depresyon, fiziksel aktiviteyi azaltabilir. Ancak, fiziksel aktivite, depresyonun tedavisinde etkili bir araçtır. Fiziksel aktivite, vücutta endorfin, serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar, duygu durumunu iyileştirir, stresi azaltır, enerjiyi artırır, uyku kalitesini yükseltir. Bu nedenle, düzenli olarak egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak, spor yapmak, dans etmek gibi fiziksel aktiviteleri hayatınıza dahil etmek, depresyonla mücadele etmenize yardımcı olabilir.
  • Depresyon, beslenme alışkanlıklarını bozabilir. Ancak, beslenme, depresyonun oluşumunda ve tedavisinde önemli bir rol oynar. Beslenme, beyindeki nörotransmitterlerin ve hormonların üretimini etkiler. Bu nedenle, sağlıklı ve dengeli bir beslenme, depresyonu önlemek ve iyileştirmek için gereklidir. Özellikle, omega-3 yağ asitleri, B vitaminleri, magnezyum, çinko, folik asit, demir, selenyum gibi besin öğeleri, depresyonla ilişkilidir. Bu besin öğelerini içeren balık, yumurta, süt, peynir, yoğurt, ceviz, badem, fındık, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, tam tahıllar gibi gıdaları tüketmek, depresyonun tedavisine katkı sağlayabilir.

Anksiyete

Anksiyete görülme oranı %17,2’dir. Bu oran, dünya ortalamasının üzerindedir.

Anksiyetenin birçok nedeni olabilir, ancak ekonomik faktörlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ekonomik krizler, finansal belirsizlik, gelir kaybı, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, anksiyete riskini artıran stres kaynaklarıdır. Özellikle, finansal belirsizlik anksiyete ile güçlü bir ilişki içindedir. Finansal belirsizlik, kişinin gelirinin, harcamalarının, tasarruflarının, yatırımlarının, borçlarının gelecekte ne olacağını bilmediği veya tahmin edemediği durumdur. Finansal belirsizlik, kişinin geleceğe yönelik kaygılarını, korkularını, endişelerini artırır. Türkiye’de finansal belirsizlik endeksi, son yıllarda yükselmiştir. 2020 yılında, finansal belirsizlik endeksi ortalama 173,9 puan olmuştur. Bu değer, 2019 yılına göre %26,4 artmıştır.

Anksiyete, tedavi edilmediği takdirde, kişinin yaşam kalitesini, iş performansını, aile ve sosyal ilişkilerini, fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilir. Hatta, anksiyete, kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi bozuklukları, sindirim sistemi hastalıkları gibi somatik hastalıklara yol açabilir.

Anksiyeteden kurtulmak için neler yapabiliriz?

  • Anksiyete, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Eğer anksiyete belirtileri yaşıyorsanız, bir psikiyatrist veya psikolog ile görüşmeniz gerekir. Profesyonel yardım almak, anksiyetenin üstesinden gelmenin en etkili yoludur. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, anksiyetenin tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.
  • Anksiyete, yalnız başına mücadele edilecek bir hastalık değildir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, destek grupları gibi sosyal destek kaynaklarından yararlanın. Sosyal destek, anksiyetenin önlenmesi ve iyileşmesi için çok önemlidir.
  • Anksiyete, nefes alıp verme ritmini bozabilir. Ancak, nefes alıp verme, anksiyeteyi kontrol etmenin en basit ve etkili yollarından biridir. Nefes alıp verme, vücutta oksijen ve karbondioksit dengesini sağlar. Bu denge, beyindeki nörotransmitterlerin ve hormonların üretimini etkiler. Bu nedenle, düzenli ve derin nefes alıp vermek, anksiyeteyi azaltmak için faydalı olabilir. Nefes egzersizleri, meditasyon, yoga, tai chi gibi teknikleri öğrenmek ve uygulamak, anksiyeteyle başa çıkmak için yardımcı olabilir.
  • Anksiyete, olumsuz düşünce kalıplarına yol açabilir. Bu düşünceler, gerçekliği yansıtmayabilir. Bu nedenle, düşüncelerinizi sorgulamak, alternatif açıklamalar aramak, olumlu yönlerinize odaklanmak, kendinize şefkatli davranmak gibi bilişsel stratejiler kullanmak, anksiyeteyle başa çıkmak için faydalı olabilir.
  • Anksiyete, fiziksel aktiviteyi azaltabilir. Ancak, fiziksel aktivite, anksiyetenin tedavisinde etkili bir araçtır. Fiziksel aktivite, vücutta endorfin, serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar, duygu durumunu iyileştirir, stresi azaltır, enerjiyi artırır, uyku kalitesini yükseltir. Bu nedenle, düzenli olarak egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak, spor yapmak, dans etmek gibi fiziksel aktiviteleri hayatınıza dahil etmek, anksiyeteyle mücadele etmenize yardımcı olabilir.
  • Anksiyete, beslenme alışkanlıklarını bozabilir. Ancak, beslenme, anksiyetenin oluşumunda ve tedavisinde önemli bir rol oynar. Beslenme, beyindeki nörotransmitterlerin ve hormonların üretimini etkiler. Bu nedenle, sağlıklı ve dengeli bir beslenme, anksiyeteyi önlemek ve iyileştirmek için gereklidir. Özellikle, omega-3 yağ asitleri, B vitaminleri, magnezyum, çinko, folik asit, demir, selenyum gibi besin öğeleri, anksiyeteyle ilişkilidir. Bu besin öğelerini içeren balık, yumurta, süt, peynir, yoğurt, ceviz, badem, fındık, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, tam tahıllar gibi gıdaları tüketmek, anksiyetenin tedavisine katkı sağlayabilir.

Stres

Stres, kişinin yaşadığı zorlayıcı, tehdit edici, zorlu durumlara karşı verdiği fizyolojik, psikolojik ve davranışsal tepkidir. Stres, hayatın doğal bir parçasıdır ve bazen olumlu bir etkiye sahip olabilir. Stres, kişinin dikkatini, motivasyonunu, performansını artırabilir. Ancak, stres yoğun, uzun süreli, kontrol edilemez, çözülemez olduğunda, kişinin ruh sağlığını ve fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilir. Stres, depresyon, anksiyete, uyku bozuklukları, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları gibi ruhsal hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, stres, kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi bozuklukları, sindirim sistemi hastalıkları gibi somatik hastalıklara da neden olabilir.

Stresin birçok kaynağı olabilir, ancak ekonomik faktörlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ekonomik krizler, finansal belirsizlik, gelir kaybı, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, stres yaratan durumlar olarak tanımlanabilir. Özellikle, borçluluk stres ile güçlü bir ilişki içindedir. Borçluluk, kişinin gelirinden fazla harcama yapması, kredi kartı kullanması, kredi çekmesi, taksit ödemesi, faiz ödemesi, icra takibi gibi durumlar sonucunda oluşan bir durumdur. Borçluluk, kişinin maddi sıkıntı yaşamasına, geleceğe yönelik endişe duymasına, sosyal statüsünü kaybetmesine, aile ilişkilerinin bozulmasına, suç işlemesine neden olabilir. Türkiye’de borçluluk oranı, son yıllarda artmıştır. 2020 yılında, Türkiye’de hane halkının borçluluk oranı %57,9’dur. Bu oran, 2019 yılına göre %5,4 artmıştır. Borçluluk oranı, gelirin yarısından fazlasını borç ödemeye ayıran hanelerin oranını ifade eder.

Stresten kurtulmak için neler yapabiliriz?

  • Stres, yönetilebilir bir durumdur. Eğer stres belirtileri yaşıyorsanız, bir psikiyatrist veya psikolog ile görüşmeniz gerekir. Profesyonel yardım almak, stresle başa çıkmanın en etkili yoludur. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, stresin tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.
  • Stres, yalnız başına mücadele edilecek bir durum değildir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, destek grupları gibi sosyal destek kaynaklarından yararlanın. Sosyal destek, stresin önlenmesi ve iyileşmesi için çok önemlidir.
  • Stres, zaman yönetimi becerilerini zayıflatabilir. Ancak, zaman yönetimi, stresi kontrol etmenin en önemli becerilerinden biridir. Zaman yönetimi, kişinin zamanını verimli, etkili ve dengeli bir şekilde kullanmasını sağlar. Bu nedenle, önceliklerinizi belirlemek, plan yapmak, program oluşturmak, ertelememek, hayır diyebilmek, esnek olmak gibi zaman yönetimi stratejileri kullanmak, stresle başa çıkmak için faydalı olabilir.
  • Stres, olumsuz düşünce kalıplarına yol açabilir. Bu düşünceler, gerçekliği yansıtmayabilir. Bu nedenle, düşüncelerinizi sorgulamak, alternatif açıklamalar aramak, olumlu yönlerinize odaklanmak, kendinize şefkatli davranmak gibi bilişsel stratejiler kullanmak, stresle başa çıkmak için faydalı olabilir.
  • Stres, fiziksel aktiviteyi azaltabilir. Ancak, fiziksel aktivite, stresin tedavisinde etkili bir araçtır. Fiziksel aktivite, vücutta endorfin, serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar, duygu durumunu iyileştirir, stresi azaltır, enerjiyi artırır, uyku kalitesini yükseltir. Bu nedenle, düzenli olarak egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak, spor yapmak, dans etmek gibi fiziksel aktiviteleri hayatınıza dahil etmek, stresle mücadele etmenize yardımcı olabilir.
  • Stres, beslenme alışkanlıklarını bozabilir. Ancak, beslenme, stresin oluşumunda ve tedavisinde önemli bir rol oynar. Beslenme, beyindeki nörotransmitterlerin ve hormonların üretimini etkiler. Bu nedenle, sağlıklı ve dengeli bir beslenme, stresi önlemek ve iyileştirmek için gereklidir. Özellikle, omega-3 yağ asitleri, B vitaminleri, magnezyum, çinko, folik asit, demir, selenyum gibi besin öğeleri, stresle ilişkilidir. Bu besin öğelerini içeren balık, yumurta, süt, peynir, yoğurt, ceviz, badem, fındık, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, tam tahıllar gibi gıdaları tüketmek, stresin tedavisine katkı sağlayabilir.

Uyku Bozuklukları

Uyku bozuklukları, kişinin uyku kalitesini, süresini, zamanlamasını, uyku sırasındaki davranışlarını etkileyen bir grup hastalıktır. Uyku bozuklukları, uykusuzluk, aşırı uyuma, uyku apnesi, narkolepsi, uyurgezerlik, diş gıcırdatma, kabus görme, uyku terörü gibi çeşitli türleri vardır. Uyku bozuklukları, dünyada ve Türkiye’de yaygın bir halk sağlığı sorunudur. Türkiye’de uyku bozukluğu görülme oranı %44,2’dir. Bu oran, dünya ortalamasının üzerindedir.

Uyku bozukluklarının birçok nedeni olabilir, ancak ekonomik faktörlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ekonomik krizler, finansal belirsizlik, gelir kaybı, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, uyku bozuklukları riskini artıran stres kaynaklarıdır. Özellikle, yoksulluk uyku bozuklukları ile güçlü bir ilişki içindedir. Yoksulluk, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, yaşam koşullarının kötü olması, sağlık hizmetlerine erişememesi, eğitim fırsatlarından yoksun kalması, sosyal dışlanma yaşaması gibi durumlardır. Yoksulluk, kişinin uyku kalitesini, süresini, zamanlamasını olumsuz etkiler. Türkiye’de yoksulluk oranı %10,2’dir. Bu oran, 2019 yılına göre %0,9 artmıştır. Yoksulluk oranı, yoksulluk sınırının altında yaşayan hanelerin oranını ifade eder.

Uyku bozuklukları, tedavi edilmediği takdirde, kişinin yaşam kalitesini, iş performansını, aile ve sosyal ilişkilerini, fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebilir. Uyku bozuklukları, depresyon, anksiyete, stres, madde bağımlılığı, yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları gibi ruhsal hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, uyku bozuklukları, kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi bozuklukları, sindirim sistemi hastalıkları gibi somatik hastalıklara da neden olabilir.

Uyku bozukluklarından kurtulmak için neler yapabiliriz?

  • Uyku bozuklukları, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Eğer uyku bozukluğu belirtileri yaşıyorsanız, bir psikiyatrist veya psikolog ile görüşmeniz gerekir. Profesyonel yardım almak, uyku bozukluklarının üstesinden gelmenin en etkili yoludur. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, uyku bozukluklarının tedavisinde kullanılan yöntemlerdir.
  • Uyku bozuklukları, yalnız başına mücadele edilecek bir hastalık değildir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, destek grupları gibi sosyal destek kaynaklarından yararlanın. Sosyal destek, uyku bozukluklarının önlenmesi ve iyileşmesi için çok önemlidir.
  • Uyku bozuklukları, uyku hijyeni kurallarına uyulmamasından kaynaklanabilir. Uyku hijyeni, uyku kalitesini ve süresini artırmak için uyulması gereken basit alışkanlıklardır.
  • Uyku düzeninizi koruyun. Her gün aynı saatte yatın ve kalkın. Hafta sonları veya tatillerde uyku düzeninizi bozmayın. Uyku düzeni, vücudunuzun biyolojik saati ile uyumlu olmasını sağlar. Bu sayede, uykuya dalmanız ve uyanmanız kolaylaşır.
  • Uyku ortamınızı rahat, sessiz, karanlık, serin ve havadar tutun. Uyku ortamınız, uyku kalitenizi etkiler. Uyku ortamınızda ışık, ses, sıcaklık, nem, hava kalitesi gibi faktörleri kontrol edin. Uyku ortamınızda rahatsız edici bir faktör varsa, bunu gidermek için önlem alın. Örneğin, perdeleri kapatın, kulak tıkacı kullanın, vantilatör veya klima açın, yatak, yastık, çarşaf, battaniye gibi uyku malzemelerinizi değiştirin.
  • Uykudan önce rahatlayın. Uykudan önce yapacağınız rahatlatıcı aktiviteler, uykuya hazırlanmanıza yardımcı olur. Uykudan önce sıcak bir duş alın, sakin bir müzik dinleyin, kitap okuyun, meditasyon yapın, gevşeme egzersizleri yapın gibi aktiviteleri deneyin. Uykudan önce stresli, heyecanlı, korkutucu, üzücü durumlarla karşılaşmaktan, haberleri izlemekten, tartışmaktan, çalışmaktan kaçının.
  • Uykudan önce kafein, alkol, nikotin, ağır yemek gibi uyku kalitesini bozan maddelerden uzak durun. Bu maddeler, uykuya dalmanızı, uykunuzu derinleştirmenizi, uykunuzu sürdürmenizi engelleyebilir. Bu nedenle, uykudan en az 3-4 saat önce bu maddeleri tüketmeyin. Uykudan önce bitki çayı, süt, bal gibi uyku kalitesini artıran içecekleri tercih edin. Uykudan önce çok aç veya çok tok olmamaya dikkat edin. Uykudan önce hafif bir atıştırmalık yiyebilirsiniz.
  • Uykunuz gelmeden yatağa girmeyin. Uykunuz gelmeden yatağa girmek, uykuya dalmanızı zorlaştırabilir. Uykunuz gelene kadar yatak odasından uzak durun. Yatak odasını sadece uyumak ve cinsel aktivite için kullanın. Bu şekilde, yatak odası ile uyku arasında bir koşullanma oluşturabilirsiniz. Uykunuz geldiğinde yatağa girin. Eğer 20 dakika içinde uykuya dalmazsanız, yataktan kalkın ve başka bir odada sakin bir aktivite yapın. Uykunuz tekrar geldiğinde yatağa dönün. Bu döngüyü uykuya dalana kadar tekrarlayın.
  • Gündüz uyumayın veya uyku ihtiyacınızı azaltın. Gündüz uyumak, gece uyku kalitenizi ve sürenizi bozabilir. Gündüz uyumak, vücudunuzun biyolojik saatini değiştirebilir. Bu nedenle, gündüz uyumamaya çalışın. Eğer çok ihtiyacınız varsa, öğleden sonra 15-20 dakikalık kısa bir şekerleme yapabilirsiniz. Ancak, akşam saatlerine yakın uyumaktan kaçının.

Madde Bağımlılığı

Madde bağımlılığı, kişinin alkol, sigara, uyuşturucu, ilaç gibi zararlı maddeleri kullanmaya başlaması, kullanımını sürdürmesi, kullanımını artırması, kullanmadan duramaması, kullanmaktan vazgeçememesi, kullanmayı bıraktığında yoksunluk belirtileri yaşaması gibi durumlardır. Madde bağımlılığı, dünyada ve Türkiye’de ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Türkiye’de madde bağımlılığı görülme oranı %4,5’tir. Bu oran, dünya ortalamasının üzerindedir.

Madde bağımlılığının birçok nedeni olabilir, ancak ekonomik faktörlerin de önemli bir rol oynadığı bilinmektedir. Ekonomik krizler, finansal belirsizlik, gelir kaybı, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, madde bağımlılığı riskini artıran stres kaynaklarıdır. Özellikle, yoksulluk madde bağımlılığı ile güçlü bir ilişki içindedir. Yoksulluk, kişinin temel ihtiyaçlarını karşılayamaması, yaşam koşullarının kötü olması, sağlık hizmetlerine erişememesi, eğitim fırsatlarından yoksun kalması, sosyal dışlanma yaşaması gibi durumlardır. Yoksulluk, kişinin madde kullanmaya başlamasına, madde kullanımını sürdürmesine, madde kullanımını artırmasına, madde kullanmayı bırakamamasına neden olabilir. Türkiye’de yoksulluk oranı %10,2’dir. Bu oran, 2019 yılına göre %0,9 artmıştır. Yoksulluk oranı, yoksulluk sınırının altında yaşayan hanelerin oranını ifade eder.

Madde bağımlılığı, tedavi edilmediği takdirde, kişinin yaşam kalitesini, iş performansını, aile ve sosyal ilişkilerini, fiziksel sağlığını, hukuki durumunu olumsuz etkileyebilir. Madde bağımlılığı, depresyon, anksiyete, stres, uyku bozuklukları, yeme bozuklukları, cinsel işlev bozuklukları gibi ruhsal hastalıklara yol açabilir. Ayrıca, madde bağımlılığı, kalp hastalıkları, hipertansiyon, diyabet, obezite, bağışıklık sistemi bozuklukları, sindirim sistemi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları, kanser, enfeksiyon hastalıkları, beyin hasarı gibi somatik hastalıklara da neden olabilir. Hatta, madde bağımlılığı, ölüme kadar götürebilir. Türkiye’de madde bağımlılığı nedeniyle ölüm oranı, son yıllarda artmıştır. 2019 yılında, Türkiye’de 2.718 kişi madde bağımlılığı nedeniyle ölmüştür. Bu sayı, 2018 yılına göre %11,8 artmıştır.

Madde bağımlılığından kurtulmak için neler yapabiliriz?

  • Madde bağımlılığı, tedavi edilebilir bir hastalıktır. Eğer madde bağımlılığı belirtileri yaşıyorsanız, bir psikiyatrist veya psikolog ile görüşmeniz gerekir. Profesyonel yardım almak, madde bağımlılığının üstesinden gelmenin en etkili yoludur. Psikoterapi ve ilaç tedavisi, madde bağımlılığının tedavisinde kullanılan yöntemlerdir. Ayrıca, madde bağımlılığı tedavisinde destekleyici hizmetler de vardır. Örneğin, madde bağımlılığı tedavisinde destekleyici hizmetler de vardır. Örneğin, madde bağımlılarına yönelik danışma merkezleri, rehabilitasyon merkezleri, toplum merkezleri, sosyal yardım kuruluşları, madde bağımlılarına yönelik dernekler, vakıflar, sivil toplum örgütleri gibi kurumlar, madde bağımlılarına ve ailelerine psikolojik, sosyal, hukuki, ekonomik destek sağlar. Bu kurumlar, madde bağımlılarının tedaviye ulaşmasını, tedaviye uyumunu, tedavi sonrası yaşam kalitesini artırır. Bu nedenle, madde bağımlılığı tedavisinde bu kurumların hizmetlerinden yararlanmak, madde bağımlılığından kurtulmak için önemlidir.
  • Madde bağımlılığı, yalnız başına mücadele edilecek bir hastalık değildir. Aileniz, arkadaşlarınız, sevdikleriniz, destek grupları gibi sosyal destek kaynaklarından yararlanın. Sosyal destek, madde bağımlılığının önlenmesi ve iyileşmesi için çok önemlidir. Sosyal destek, madde bağımlılarının kendilerini değerli, sevilen, kabul edilen, anlaşılan, güvende hissetmelerini sağlar. Sosyal destek, madde bağımlılarının madde kullanma isteğini, madde kullanma baskısını, madde kullanma sonuçlarını azaltır. Sosyal destek, madde bağımlılarının yaşam amacını, yaşam anlamını, yaşam kalitesini yükseltir. Bu nedenle, madde bağımlılığı tedavisinde aile, arkadaş, sevgili, meslektaş, komşu, akran, mentor, danışman, terapist gibi kişilerden destek almak, madde bağımlılığından kurtulmak için faydalı olabilir.
  • Madde bağımlılığı, olumsuz düşünce kalıplarına yol açabilir. Bu düşünceler, gerçekliği yansıtmayabilir. Bu nedenle, düşüncelerinizi sorgulamak, alternatif açıklamalar aramak, olumlu yönlerinize odaklanmak, kendinize şefkatli davranmak gibi bilişsel stratejiler kullanmak, madde bağımlılığıyla başa çıkmak için faydalı olabilir. Madde bağımlılığı, kişinin kendine güvenini, özsaygısını, özkontrolünü, özerkliğini zayıflatabilir. Bu nedenle, kendinizi tanımak, kendinizi kabul etmek, kendinizi geliştirmek, kendinizi ifade etmek, kendinize hedefler belirlemek, kendinize ödüller vermek gibi bilişsel stratejiler kullanmak, madde bağımlılığıyla mücadele etmenize yardımcı olabilir.
  • Madde bağımlılığı, fiziksel aktiviteyi azaltabilir. Ancak, fiziksel aktivite, madde bağımlılığının tedavisinde etkili bir araçtır. Fiziksel aktivite, vücutta endorfin, serotonin, dopamin gibi mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar. Bu hormonlar, duygu durumunu iyileştirir, stresi azaltır, enerjiyi artırır, uyku kalitesini yükseltir. Bu nedenle, düzenli olarak egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak, spor yapmak, dans etmek gibi fiziksel aktiviteleri hayatınıza dahil etmek, madde bağımlılığıyla mücadele etmenize yardımcı olabilir.
  • Madde bağımlılığı, beslenme alışkanlıklarını bozabilir. Ancak, beslenme, madde bağımlılığının oluşumunda ve tedavisinde önemli bir rol oynar. Beslenme, beyindeki nörotransmitterlerin ve hormonların üretimini etkiler. Bu nedenle, sağlıklı ve dengeli bir beslenme, madde bağımlılığını önlemek ve iyileştirmek için gereklidir. Özellikle, omega-3 yağ asitleri, B vitaminleri, magnezyum, çinko, folik asit, demir, selenyum gibi besin öğeleri, madde bağımlılığıyla ilişkilidir. Bu besin öğelerini içeren balık, yumurta, süt, peynir, yoğurt, ceviz, badem, fındık, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler, meyveler, tam tahıllar gibi gıdaları tüketmek, madde bağımlılığının tedavisine katkı sağlayabilir.

Sonuç

Günümüz Türkiye ekonomisinin ruh sağlığına etkileri, oldukça ciddi ve olumsuzdur. Ekonomik krizler, finansal belirsizlik, gelir kaybı, borçluluk, yoksulluk, sosyal güvenceden yoksunluk gibi durumlar, Türk halkının ruh sağlığını bozan stres kaynaklarıdır. Bu durum, depresyon, anksiyete, stres, uyku bozuklukları, madde bağımlılığı gibi ruhsal hastalıkların yaygınlığını artırmaktadır. Bu ruhsal hastalıklar, kişinin yaşam kalitesini, iş performansını, aile ve sosyal ilişkilerini, fiziksel sağlığını olumsuz etkilemektedir. Hatta, bu ruhsal hastalıklar, ölüme kadar götürebilmektedir.

Bu makalede, günümüz Türkiye ekonomisinin ruh sağlığına etkilerini altı başlık altında inceledik. Ayrıca, bu etkilerden kurtulmak için neler yapabileceğimizi de önerilerimizle paylaştık. Umarız, bu makale sizin için faydalı olmuştur. Unutmayın, ruh sağlığınız en değerli varlığınızdır. Ruh sağlığınızı korumak için kendinize iyi bakın, profesyonel yardım alın, sosyal destek arayın, olumlu düşünün, fiziksel aktivite yapın, sağlıklı beslenin. Ruh sağlığınızı bozan ekonomik faktörleri değiştiremeyebilirsiniz, ancak onlarla başa çıkmanın yollarını bulabilirsiniz. Ruh sağlığınız için yapabileceğiniz çok şey var. Kendinize güvenin, umudunuzu kaybetmeyin, hayata sıkı sarılın.

[Toplam Puan: 1 Ortalama: 5]
Günümüz Türkiye Ekonomisinin Ruh Sağlığına Etkileri

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Giriş Yap

Sağlığım ve Ben ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!